|
ELİF İNCE
Ünlü Senegalli rap şarkıcısı Sister Fa, Afrikalı kadınların haklarını dünyaya duyuruyor. Berlin'de yaşayan Sister Fa'yı, kadın sünnetine karşı mücadelesini anlatan belgeselinin Documentarist gösteriminde yakaladık.
Fatou Mandiang Diatta, yani Sister Fa, Senegal’in başkenti Dakar’da 18 yaşındayken başlamış hip hopa. Senegal’in rapçi erkeklerinin arasında bir yer edinmek için çok uğraşmış, ilk demosunu kendi kendine kaydetmiş. Bir yıl sonra Senegal Hip Hop Ödülleri seremonisine davet edilmiş, dört yıl sonra ise aynı sahnede ‘Hip Hop Yaw La Fal’ albümüyle en iyi yeni sanatçı ödülünü almış. Sister Fa’nın farkı, kendi yazdığı şarkı sözlerinde. “Senegal’de popüler şarkıların ‘Ataların çok zengindi, ailen çok şanlıydı” gibi sözleri olur genelde” diyor. “Bense müziğimi farkındalık yaratmak için bir araç olarak görüyorum.”
Albümü çıktıktan bir yıl sonra, Senegal’in hip hop kültürü üzerine bir belgesel çekmek için Dakar’a gelen genç Avusturyalı sosyoloji öğrencisi Lukas’la tanışıyor, âşık oluyorlar. Sister Fa, her şeyi bırakarak Berlin’e yerleşiyor. Aradan bir yıl geçmeden kızları Mariama doğuyor. Sister Fa, bir yandan bir kreşte öğretmenlik yapıyor, bir yandan da kendisine yeni bir grup kuruyor. Müziği, hip hoptan uzaklaşıyor, soul ve caza doğru evrilmeye başlıyor. 2009’da Berlin’de bir müzik şirketiyle Sarabah albümünü çıkarıyor.
‘Yarım insan gibiyim’
Berlin’de giderek tanınmaya başlasa da bir şeylerin yerine oturmadığını hissediyor. “Tenimin renginin farklı olmasının, göçmenliğin yükünü hissediyorum üzerimde” diyor. Kuzeninin Senegal’den kaçak bir gemiyle Kanarya Adaları’na gitmeye çalışırken boğularak ölmesi üzerine Babylon’u yazıyor: “Afrika, uyan artık. Babylon seni istemiyor. Başını dik tut, kendinden utanma.”
Bir yandan da şarkı sözleri yazmak yetmiyor artık. Yıllardır içini kemiren bir mesele var, aklına hep üç yaşındayken köydeki kadınların onu alıp götürdüğü o çalılıklar geliyor. Önce müthiş bir acı hatırlıyor, sonra da bacaklarından akan kanı. Sonrası karanlık. Dolunayın altında bir ay boyunca yatmışlar, sargılar içinde elli kız çocuğu, yan yana.Yemekleri topluca bir tabaktan yerken üzerlerine battaniyeler kapatırlarmış. Karanlık olsun, sadece kendi önlerine baksınlar, kendi yemekleriyle ilgilensinler diye. Bir yandan da nasıl iyi bir aile kızı olunur, anneye nasıl davranılır, kocaya nasıl hizmet edilir bunları dinlemişler. Sonra, bir seremoniyle köye geri dönmüşler. O hafta iki kız çocuğu ölmüş. Hapse atılmamak için çocukları hastaneye götürememiş kimse.
Nefret ediyor bunları hatırlamaktan. Ama artık bir tabu olmaktan çıksın diye zorluyor kendisini, anlatıyor. “Yarım insan gibiyim” diyor. “Bana verdikleri zarar beni mezarıma kadar takip edecek.” Her şeye rağmen ailesini, bunu ona yapan kadınları suçlamıyor. “Cenevre’de bir konferansta bir adam çıkıp ‘Bu barbarca alışkanlıktan vazgeçmeli Afrika’ diye ahkâm kesiyordu. Çok sinirlendim. Annem, bunu benim iyiliğim için olduğunu düşünerek yaptı. Köyde eğer sünnet olmayan bir kız varsa bunu herkes bilir. O kız, hayvan muamelesi görür, dışlanır. Evlenemez, yemek yapamaz, kimse elinden su bile almaz. Kadın sünnetinin altında yatan sebep, erkeklerin bekâret takıntıları ve kadınların cinselliğini kontrol etmek istemeleri.”
Yabancılar her şeyi yanlış yapıyor
Senegal’de 1999’da çıkan bir kanunla yasaklansa da pratikte hâlâ çok yaygın kadın sünneti. Örneğin Senegal’in Kolda bölgesindeki kadınların yüzde 94’ü sünnetli. Afrika’nın genelinde hâlâ 28 ülkede uygulanıyor. Şu ana kadar 140 milyon kadının sünnet edildiği biliniyor, her yıl iki milyon kadın risk altında…
Sister Fa, 2010’da Senegal’e giderek bu konuda bir şeyler yapmaya karar veriyor. Grubu, turneye ücret almadan çıkmayı kabul edince konserlerle beraber bir bilinçlendirme kampanyası planlıyor. ‘Sarabah’ belgeseli, işte bu turu anlatıyor.
“Onlarca yıldır birçok yabancı STK bu konu üzerinde çalışıyor” diyor Sister Fa. “Ama her şeyi yanlış yapıyorlar. Bir anda köylerde beliriyor, kadınları toplayıp korkunç resimler gösteriyor, kızlarının öleceğini söylüyorlar. Broşürler bırakıp bir daha da geri gelmiyorlar. Afrikalılar zaten Batı’ya çok güvensiz. ‘Sizin de garip huylarınız, gelenekleriniz var, bizi rahat bırakın’ diyorlar.”
Sister Fa bu yüzden kampanyasını müzikle harmanlıyor. Grubuyla, çocukluğunda dört yılını geçirdiği Thionck Essyl’e gidiyor. Üç gün boyunca, bedava konserler veriyor, okullara gidiyor, kadınlarla toplantılar yapıyorlar. Köylerde yaşlılardan çok çocuklara ve gençlere ağırlık veriyor. Okullara gidiyor, hem kız hem de erkek çocuklarıyla konuşuyor. Acı olan, konuştuğu kızların neredeyse hepsinin sünnetli olması. “Onları kurtarmak için çok geç” diyor. “Ben onların çocuklarını kurtarmak istiyorum. Erkekleri de ikna etmek gerekiyor, sünnetsiz bir kadınla evlenmenin kötü bir şey olduğunu düşünüyorlar çünkü. Bu konu bir tabu olmaktan çıksın artık.”
3000 yıllık gelenek
Thionck Essyl’de geçirdiği üç günün sonunda, köyün kadınları, Sister Fa’ya veda etmek için toplanıyorlar ve artık köylerinde kadın sünnetini yasakladıklarını duyuruyorlar. “Bana ‘Teşekkürler, söylediklerini düşüneceğiz’ diyeceklerini sanmıştım” diyor. “Bunu başarabileceğimizi hiç tahmin etmiyordum.”
Yine de mücadelenin daha çok başındalar. Geçenlerde, Dakar’da bir radyo programından çıkışta üzerine su dolu torbalar atmışlar. “Alışkanlıklardan kopmak kolay değil” diyor Fa: “3000 yıllık gelenek bir günde değişmez.”
Ocak ayında üçüncü albümünü kaydetmek için Berlin’de stüdyoya kapanacak, sonra yine kampanya için Senegal yoluna koyulacak. Eninde sonunda Senegal’e temelli geri döneceğini biliyor: “Berlin’de her şeyi kendim için yapıyorum. Senegal’deyse gerçekten bir işe yaradığımı hissediyorum.” Tek sorun, eşi Lukas’ın Berlin’de kalmak istemesi. Ama Sister Fa, “Kendimi yavaş yavaş dönmeye hazırlıyorum” diyor. “Mariama üç kere gitti bile Senegal’e, çok mutlu orada. Artık gördüğü bütün uçakların Senegal’e gittiğini sanıyor.”
Freedom to Create ödülünü aldı
Sister Fa, geçen kasım ayında “sanatın dünyayı değiştirebileceğinin cesaret ve ilham verici bir örneği” olduğu gerekçesiyle Freedom to Create ödülüne layık görüldü. Nelson Mandela Foundation’un CEO’sundan aldığı 50 bin dolarlık ödülün yarısını Senegal’de birlikte çalıştığı organizasyona bağışlayan sanatçı “Öncelikle köydeki okula tuvalet yapmalarını istedim” diyor. “Kulağa çok basit geliyor, ama tuvaletsiz okul olur mu?”
Not: Bu söyleşi Radikal Gazetesi'nin 12.12.2011 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
|