TUR
IDFA 2009: Keşifler ve ustalar

Amsterdam Uluslararası Belgesel Festivali’nde (IDFA) her zamanki gibi, hem hoş keşifler vardı hem de ustalarla buluşmalar... Bu sene festivale damgasını vuran isim, filmleri ve muhteşem sinema dersiyle Eyal Sivan oldu.

Necati Sönmez

Bazen tek bir filmi keşfetmiş olmak, koca bir festival yolculuğuna değebilir. IDFA’da, Amsterdam’dan ayrılmak üzereyken giderayak izlediğim Arjantin yapımı İşportacı (The Peddler, 2009), tam böyle bir filmdi. Pek çok iyi yapıtın yanısıra, festival programına nasıl girdiğine akıl erdiremediğimiz mebzul miktarda vasat belgesel izledikten sonra, bu seneki IDFA faslını bu filmle kapatmak güzel bir sürpriz oldu. Adriana Nidia Yurcovich, Eduardo de la Serna ve Lucas Marcheggiano adlı üç yönetmenin imzasını taşıyan İşportacı, günümüz belgesellerinde pek rastlanmayan iki meziyeti birden taşıyor: Hem insanın içini ısıtan keyifli bir hikaye anlatıyor hem de hafiften, sinema denen uğraş üzerine düşünme imkanı sunuyor.

60’lardan kalma klasik bir western gibi, ufuktan bize doğru gelen külüstür bir araba sahnesiyle başlıyor film ve finalde, aynı arabanın aynı yoldan uzaklaşarak kaybolması ile son buluyor. Arabayı kullanan, belli ki buralara ilk kez yolu düşmüş yalnız bir adam. Köye varır varmaz belediye başkanı ile görüşmek ister ve ‘olaylar gelişir’... Film, konusunu adım adım ele veren, hikayenin gerilimini sürekli yüksek tutan bir anlatıma sahip. Öykünün özeti şu: Adamımız köyde bir film çekmeyi, filminde de köy halkını oynatmayı teklif etmektedir. Tek istediği ona yatacak yer verip karnını doyurmaları...

BELGESEL GAZETE:

Mumia'dan Yılmaz'a: Hatırlamak için!

Sahi, "Hangi İnsan Hakları?"

"12. kez 1001"den notlar

Tanıma, dinleme, paylaşma ihtiyacı

Görüntüyü baş tacı eden festival

Muhalif olmanın hafifliği

"Gerçeği söylemek gerekirse!"

Tüm yazılar için >>>

BÜLTENLER:

Şubat 2010
Ocak 2010
Aralık 2009
Kasım 2009
Ekim 2009
Eylül 2009

Bu şekilde köy köy, kasaba kasaba dolaşan, kafasındaki üç beş senaryo kalıbından birini gittiği mekana uyarlayarak oranın halkıyla birlikte amatör bir film çeken ve sonra bu filmi aynı insanlara bilet kesip gösteren, bu şekilde geçinip giden bir ‘yalnız kovboy’un öyküsünde nereden bakarsanız bakın, insanı ‘sinema yapma’ işi üzerine yeniden düşünmeye sevkeden masalsı bir taraf var. Belgeselin içinden bir masal çıkarmak (ya da tam tersi) gibi bir mucizeyi de barındırıyor bu matrak hikaye.

İşportacı gibi hoş keşifler bir yana, IDFA 2009’u özel kılan iki usta belgeselci vardı: Frederick Wiseman ve Eyal Sivan. Yaşı ve filmografisinin hacmi itibariyle, usta payesi her ne kadar Wiseman’a daha çok yakışsa da, festivale asıl damgasını vuran isim Eyal Sivan oldu. Sonuncusu dahil belli başlı filmleriyle Amsterdam’a konuk olan yönetmen, IDFA’nın geleneksel Top Ten (en iyi 10 belgesel) seçkisinin de bu yılki seçicisiydi. Ayrıca, festivalde mükemmel bir sinema dersi verdi.

İsrail doğumlu bu Marksist belgeselcinin kendi filmleri ya da bize göstermeyi seçtiği filmler kadar, gösterimlerden önce yaptığı sunumlarda sarfettiği cümlelerin de teker teker altı çizilmeye değerdi doğrusu. Sinemaya ve çağına bakışını fimlerine yansıtmakla kalmayıp her fırsatta kararlı biçimde savunan; Filistin-İsrail bağlamında tartıştığı politik sorunlar kadar film yapma eylemini de dert edinen, sinema üzerine derinlemesine kafa yoran bir beyin.

Yıllar önce izlediğim, Izkor: Belleğin Köleleri (Izkor, Slaves of Memory, 1990) adlı filminde İsrail’de resmi ideoloji tarafından imal edilen kolektif hafızayı tahlil ediyordu. Filistinli sinemacı Michel Khleifi’yle birlikte gerçekleştirdiği Rota 181: Filistin-İsrail’de Bir Yolculuktan Fragmanlar (Route 181, Fragments of a Journey in Palestine-Israel, 2003) ise, Birleşmiş Milletler’in 1947’de aldığı Filistin devletini ikiye bölecek olan 181 nolu kararına ithafen, iki toplumu ayıran sınırları boydan boya katediyor. Dört buçuk saati bulan film, bu uzun yolculuk boyunca karşılaştıkları her yaştan ve kesimden İsrailliler ve Filistinlilerin gündelik yaşamına tanıklık ediyor.
Eyal Sivan son filmi Yafa: Portakalın Otomatiği'nde (Jaffa: The Orange’s Clockwork, 2009) ise Jaffa'daki Filistinlilerin portakal bahçelerinden, yani köklerinden koparılışının tarihini bir portakalın -bildiğimiz Yafa portakalının- tarihi üzerinden inceliyor. (Festivaldeki sunucu, “Filmde İsrailin kuruluş yıllarını anlatıyorsunuz” diye lafa girince, Sivan düzeltiyor: “Hayır, Filistinlilerin oradan silinip atıldığı yılları anlatıyorum.”) Denebilir ki, bir meyva üzerine yapılmış dünyanın en politik filmi bu! Filmi Documentarist’e davet ettiğimizi ve Sivan’ın memnuniyetle kabul ettiğini de, erken bir tüyo olarak müjedeleyelim.

Sivan’ın IDFA’da verdiği sinema dersinin tamamı, festivalin web sitesinde mevcut. Belgeselle seküler kilise arasında bağ kurması (“Günümüz belgesellerine bir bakın, yüzde 99’u acı çeken insanları anlatıyor. Kilisede de karşımızda çarmıha gerili, bizim için acı çeken bir figür vardır.”), kurmaca sinemasını belgeselin bir alt türü olarak nitelemesi gibi birbirinden hoş önermeler içeren bu muhteşem sinema dersini, iki saatinizi ayırıp izlemenizi hararetle öneriyorum. ( http://tinyurl.com/2vo8ryv)

Sivan’ın derste bir bölümünü gösterdiği, John Smith’in öğrencilik filmi Sakız Çiğneyen Kız'ı da (The Girl Chewing Gum, 1976) internetten bulup izlemek mümkün. Ki bugüne kadar gördüğüm, sinemada 'yönetmen olmak' üzerine yapılmış en zekice yorumlardan biri. Eyal Sivan’ın derste kullandığı deyimle, “Ekran karşısında gözlerimizle sakız çiğneme” konumundan çıkıp, imajlarla ilişkimizi sorgulamaya iten filmlerden. Tıpkı Sivan’ın kendi yapıtları gibi.

30.12.2009

(Not: Bu yazının kısaltılmış versiyonu Altyazı dergisinin Ocak 2010 tarihli sayısında yayımlanmıştır.)

 


Copyright © ZeZe