“Ne kadar güçlü olduğumuzu keşfetmemizden korkuyorlar”
DOCUMENTARIST'in takipçilerinden Hüsna Çetinkaya, festivalde izlediği bir belgeselin izini sürdü ve yaratıcısına ulaşarak kafasındaki soruları sordu. "İçimizdeki Ay"ın yönetmeni Diana Fabianova ile kadınca bir muhabbet...
Hüsna Çetinkaya
Diana Fabianova’nın yönettiği ve Documentarist'te gösterilen İçimizdeki Ay (The Moon Inside You), kısaca kadınların adet dönemi hakkında kadın, erkek ve çocuk bakış açılarını gösteriyor, fiziksel bir gerçeğin nasıl toplumsal bir tabuya dönüştürüldüğünü anlatıyor. Kadınların, adet döngüsü sebebiyle, erkeklerin yönlendirdiği gelenekler dünyasında nasıl ezildiğini ve bu döngünün nasıl siyasi ve ticari propaganda aracı olarak kullanıldığını vurguluyor. Filmin her yaşa/cinsiyete hitap eden hem eğlenceli hem de samimi ve yakıcı anlatımı, yönetmenin filmin öncesinde, çekimi sırasında ve sonrasında neler yaşadıklarını merak etmeme yol açtı. İşte kendisine mail üzerinden yolladığım sorulara Diana Fabianova’nın verdiği yanıtlar:
Kadınlarla “ay” arasında bir bağ olduğunu mu düşünüyorsunuz? Niçin “İçimizdeki Ay” ismini seçtiniz?
Adet döngüsü, bin yıldan beri ayın dönme hareketi ile doğrudan ilişkiliydi. Tarihsel bağlamda zamanı ölçmede kullanılan ilk yöntemdi. Ay ile bağlantıda olma fikri hoşuma gitti. Doğanın bir parçasıyız ve kadın bedeni de ayın değişen yüzleri ve aşamalarıyla ilişkili: dolunay ve yumurtlama; yeni ay ve adet görme gibi.
Bilmediğiniz ama araştırmalarınız ve film çekimi süresince öğrendiğiniz gerçekler var mı adet döngüsü hakkında?
Çok. Dünya nüfusunun yarısının başına gelen bu fiziksel süreç hakkında bu kadar büyük bir bilgi eksikliğinin olmasına çok şaşırdım. Bu çok ihmal edilmiş bir konu. Kadınların ve genç kızların acılarını azaltmak için ilaç kullanımının yanı sıra, başka yöntemler önermek, onları bilgilendirmek için kimse samimi olarak çaba sarf etmiyor. Bu da bu filmi çekmeme karar vermemi sağlayan etkenlerden biriydi.
İnsanları adet döngüsü hakkında konuşmaya ikna etmek zor oldu mu; dans grubundaki kadınlar/yoldan geçen adamlar/okuldaki çocuklar? Yoldakilerle konuşmanın epey zor olduğu anlaşılıyor, ancak diğerleriyle iletişim nasıldı? Özellikle Dominika, küçük kız hemen kabul etti mi?
Sokaktaki sıradan insanlarla katılımcılar arasında büyük fark vardı. Sıradan insana sorduğunuzda utanan ve hatta bazen gücenenlere bile rastladık. Katılımcılarda durum farklıydı. Bilinçli ve meraklılardı ve ayrıca projeye özgürce düşünerek katıldıkları için nasıl bir şeyin içine girdiklerinin farkındaydılar. Dominika da öyleydi, başından itibaren fikri sevmişti. Aslında, karakter seçmek için tanıştığım tüm genç kızlar projeye dâhil olmayı çok istiyorlardı. Televizyon, çocuklar ve gençlerin parçası olmak istedikleri çok güçlü bir araç. Konu adet döngüsü olsa bile…
Slovakya’da ilkokullarda “adet döngüsü” konulu bir ders mi var, yoksa film için böyle olağandışı bir ortam mı oluşturdunuz? Çünkü Türkiye’deki okullarda neredeyse liseye kadar adet döngüsünden bahsedilmez.
Hayır, ne yazık ki böyle bir ders burada da yok. Bu sınıfı film için oluşturdum. Bu ders, film için gereken karakteri bulmak ve çocukların konu hakkında ne düşündüğünü ve hissettiğini anlamak için yapılmış gizli bir oyuncu seçimiydi, ki Dominika seçildi. Başlangıçta erkeklerin de dahil olduğu bir karma sınıf oluşturmayı istemiştim. Fakat kızlar panik oldular ve utançtan adeta çığlık attılar. Böyle bir şey yapmak imkânsızdı. Bu olay günümüzdeki durum hakkında epey bilgi veriyor.
Filmi izleyen erkeklerin tepkisi nasıl oldu?
Filmi izlemeye gelenlerinki epey olumlu. Kız arkadaşları, eşleri ya da kızları hakkında ne kadar bilgisiz olduklarına şaşırıyorlardı. Zor olan, izlemeyenlere izlettirebilmek. Önyargılar var ya da ilgi duymak için bir sebep görmüyorlar. Ama bir kez izlemeye başladıklarında anlıyorlar… :)
Slovakya’da filmi izleyenlerin cinsiyetleri ve yaşları hakkındaki tahmininiz nedir?
%95 kadın, çoğu 25-50 yaşlarında olmalı…
Film kaç ülkede gösterildi? TV kanallarında da gösterildi mi?
Yaklaşık 30 ülkede gösterildi. Festivallerin dışında, kadınların düzenlediği gönüllü organizasyonlarda sunuldu. Bir toplanma yeri buluyorlar ve arkadaşlarını, kızlarını çağırarak izliyorlar. Ayrıca yaklaşık 13 TV kanalı filmi satın aldı.
Kadınların adet dönemlerinde tatlı -özellikle çikolata- yeme isteklerine filminizde değinmemişsiniz. Türkiye’deki kadınlara göre tatlı yeme bir adet dönemi alışkanlığıdır, mutlu olmanın bir yöntemi olarak bilinir. Slovakya’da da böyle bir alışkanlık var mı?
Bu dünyadaki en evrensel alışkanlık. :) Çikolata ve adet döngüsü eleledir. Bunu farklı doktorlara sordum. Bu olgunun, bu muayyen zamanda kadınların duygusal desteğe ve sevgiye her zamankinden fazla ihtiyaç duyduklarının sadece başka bir kanıtı olduğunu söylediler. Ama beklediklerini asla bulamıyorlar.
Film projesi boyunca ne tür zorluklarla karşılaştınız? Engellemeye çalışan bir organizasyon/kurum oldu mu?
Bazıları gerçekten düşmancaydı. Bazı TV kanalları filmi yaptığım ince alaycı şakalarla göstermeyi reddettiler. MGM, imajlarına zarar veriri diye Carrie filminin klibini kullanmama izin vermedi. Göçmen polisi adet döngüsü hakkında bir film çekileceğine inanmayıp onlarla dalga geçtiğimi düşündüğü için New York havaalanında gözaltına alındım. Ayrıca, kadınların hijyeniyle ilgili ürünler pazarlayan şirketlerden hiçbiri bizi desteklemedi. Hiçbiri! Onların ilgilendiği nokta, kadınların kötü hissetmesi ve birilerinin kanamalarını görmesinden korkarak korunmayı iki katına çıkarmasıydı. Yani, kendinizden emin olmak için daha fazla ped ve tampon kullanmanızı istiyorlar... Onlar korkumuzdan faydalanıyorlar..
Marlo Morgan’ın “Bir Çift Yürek” isimli bir kitabında Avustralya Aborjinleri kadınların adet kanlarını yara tedavisinde kullandığından bahsediliyor. Dünyada halen böyle bir kullanım olup olmadığı hakkında bir bilginiz var mı?
Pek çok yerli kültürü kanı sağaltma amaçlı kullanıyordu. Bazıları hala kullanır. Bitkilere vitamin olsun diye ve bereketli kanı toprağa geri kazandırmak için dökerler. Bu, doğayla barışıklığın ve minnettarlığın tüm dünyada günümüzde bile uygulanan kutsal bir ifade biçimidir. Ve bitkiler gerçekten daha iyi büyüyüp serpiliyor. Garanti edebilirim! :)
Filmi kadın bedeni üzerindeki erkek baskısına karşı bir başkaldırı olarak tanımlayabilir miyiz?
Film, önyargılara, sosyal kurallara ve ilaç tüketimine ilişkin emirlere başkaldırıdır. Film, size sırf adet gördüğünüz için ikinci derece insan olduğunuzu, kirli olduğunuzu söylemeye çalışanlara karşı bir başkaldırıdır. Tüm bu yalanlara inanmamızı istiyorlar, çünkü korkuyorlar. Kadın bedeninin ne kadar güçlü ve kutsal olduğunu keşfetmemizden korkuyorlar. :)
Yönetmene, e-posta yoluyla yaptığımız röportaj için ve bu harika film için teşekkür ediyoruz.
Film hakkında daha fazla bilgi için: http://mooninsideyou.com