
| TUR |
Türkiye’de bile artık çok az konuşulan bir dilin, Lazca’nın Japonya’da bir salonda yankılanması; başka salonlarda başka dillerin, kültürlerin, yaşamların paylaşılıyor olduğunu bilmek; işte sanırım belgesel film festivallerinin gücü ve önemi buradan kaynaklanıyor.
Elif Ergezen
“Şairin Ölümü”, 8-15 Ekim tarihlerinde Japonya’da düzenlenen Yamagata Uluslararası Belgesel Film Festivali’nde New Asian Currents başlıklı yarışma bölümünde gösterildi. Şairin, ölümünden sonra bile beni elimden tutup Japonyalara götürmesi ne büyülü bir şey! Hasan Helimişi’ye selam olsun!
Türkiye’de bile artık çok az konuşulan bir dilin, Lazca’nın, Yamagata’da 150-200 kişilik bir salonda yankılanması; başka salonlarda başka dillerin, kültürlerin, yaşamların paylaşılıyor olduğunu bilmek; bir anda dünyanın merkezindeymiş gibi öykülerin ve gerçeklerin gözler önüne serilmesi; işte sanırım belgesel film festivallerinin gücü ve önemi buradan kaynaklanıyor.
BELGESEL GAZETE: Mumia'dan Yılmaz'a: Hatırlamak için! IDFA 2009: Keşifler ve ustalar Tanıma, dinleme, paylaşma ihtiyacı Görüntüyü baş tacı eden festival Tüm yazılar için >>> BÜLTENLER: Şubat 2010 |
|---|
Festivalde, Türkiye’deki film festivallerinde alışık olmadığımız bir ilgi ve özen ile karşılaştım. Bocalıyor insan tabi(!)… Filmleri, ilk gösterimden once yönetmeniyle birlikte kontrol ediyorlar. Büyük sinema salonlarında ve kusursuz görüntü ve ses kalitesiyle gösteriyorlar üstelik... Yönetmenin gösterim sonrası izleyiciyle film üzerine konuşabilmesine çok önem verdikleri için filmler arasında oldukça rahat zaman aralıkları bırakmışlar. Her gün mutlaka bir gazeteci ya da sinema yazarıyla görüştürdüler. Düzenlenen söyleşiler de oldukça verimli geçti. Çok saygılı ve meraklı bir izleyici vardı katıldığım bütün gösterim ve söyleşilerde. Paneller de oldukça verimliydi. Bunlardan en ilginci, üç farklı kuşaktan ve farklı ülkelerde yaşayan üç kadın belgeselcinin tartışmasını izlemekti sanıyorum. Hem Almanya, Avustralya ve Japonya’da (ve benim katılımımla Türkiye’de) belgesel film üretimi üzerine fikir sahibi olduk, hem de farklı yaş gruplarındaki kadınların sinema sektörü içinde yaşadıklarını tartışabildik.
Festival programında Aleksandr Sokurov’un “Dolce” (2000) adlı belgeseli de gösterildi. Hayranlıkla izlediğim bu belgeselin görüntü yönetmeniyle tanışma ve bu buğulu, sisler içindeki tuhaf dünyayı teknik olarak nasıl yarattığını kendisinde dinleme şansı buldum. “Şairin Ölümü”nün çekimlerinden önce bu filmi tekrar tekrar izlemiş olduğumu itiraf etmeliyim. Programda görünce ne kadar sevindiğimi tahmin edersiniz.
New Asian Currents’da Exellence ve Community Cinema ödüllerini alan Hindistanlı yönetmen Sourav Sarangi’nin “Bilal” adlı belgeseli, bu sene Türkiye’de Documentarist’te de gösterilmişti. Dünyanın her yerinden ödüller toplayan film, Kalküta’nın yoksul bir mahallesinde, bir barakada çok kötü koşullarda yaşayan görme engelli anne ve babanın üç yaşındaki oğulları Bilal’in gözünden işliyor öyküyü. Bu kadar sıcak ve samimi bir dili doğru bir mesafe ile kurabilmesi beni çok şaşırttı. Ama yönetmenini tanıyınca, bu şaşkınlığı geçiyor insanın.
Bu bölümde jüri olan Shabnam Virmani’nin yerel bir âşık olan Kabir’in Hindistan ve Pakistan’daki yolculuğunu islediği “Kabir’le Yolculuk” serisi ise gerçekten cok etkileyiciydi: Bu filmler boyunca Türkiye’deki sufi geleneği ile yakınlıklarına tanık olduk ve âşıkların sınır tanımayan epik yolculuklarını izledik. Türkiye’de mutlaka gösterilmesi gereken bir seri. Değişik din ve kültürlerde değişen değerlere rağmen sahiplenilen, ama yaşamı boyunca dokuz köyden kovulan bir isim Kabir; bütün dinlere başkaldırmış, ama öte yandan ulvi bir aşktan bahseden…
Uluslararası Yarışma’da ise benim iki favorim vardı: “Oblivion” ve “The Mother” filmleri. Heddy Honigmann’ın, bu sene İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen “Oblivion”u tam bir görsel şiirdi; yalın, su gibi akan bir anlatımla Lima’da yaşayan karakterler üzerinden ülkenin siyasal tarihini gözler önüne seren çok dokunaklı bir film. Nitekim, festivalin sonunda The Mayor’s Price ödülünü aldı.
Çok güzel filmler vardı ve burada hepsinden bahsetmek mümkün değil. Umarım Türkiye’de pek çoğunu izleme fırsatı buluruz ve bu filmleri burada tartışmaya açabiliriz.
(Ödül alan filmlerin listesine buradan ulaşabilirsiniz.)
29.10.2009